ORDA BİR KÖY VAR UZAKTA…KÜTÜPHANESİ YOK
Evime gittiğim ilk hafta biçok kitap ayırdım ve bir koliye doldurdum. Kitaplar hakkında tereddütlüydüm. Çünkü aralarında çok eski cildi ya da sayfaları yıpranmış kitaplar da vardı… ama kitabı olmayan bir okul için (hatta hiçbir zaman) kitabın eskisi olmazdı bence…bir kere bile birileri okusa o kitaptaki bilgilerden faydalansa o bile bişeydi…şu denizyıldızı hikayesinde olduğu gibi…onlar için değişen çok şey olabilirdi.
Onbeş tatilin ikinci haftası okulun öğretmenine cepten telefon açtım. Konuştuk. Düşüncelerimi, kaygılarımı dile getirdim. Yıpranmış kitapların da gönderilebileceğini çünkü onları ciltlettireceklerini söyledi. Aynı kitaptan birden çok gönderdiğimizde ya da çok kitap olduğunda kendilerininki gibi durumda olan çevre köylere de kütüphane kuracaklarını söyledi. Kitapları gönderen kişiler adına kurdukları kütüphanelere isim vereceklerini de belirtti. Ben de bunun hiç önemli olmadığını önemli olanın yardım etmek olduğunu söyledim. Sizce nasıl orasını bilemem. İnanın benim minicik kütüphaneden bile 50-60 tane eskisiyle yenisiyle kitap çıktı. Sayı adedi önemli değil. İki tane de gönderebilirsiniz, ikiyüz tane de… önemli olan eğitime katkıda bulunmak, yardıma ihtiyacı olan bir köy okuluna ve oradaki çocuklara yardım edebilmek.
Oradaki durumu çok iyi anlamanız için Hürriyet arşivden Yalçın DOĞAN’ın yazısını mutlaka bulun ve okuyun…aynı derslikte üç sınıfın birden ders gördüğü birokul…biçok imkansızlık var. Hatta konuşurken yazıyı okuduğum için okulda ana sınıfı çocukları da olduğu için çocuk CD leri gönderirsek, oradaki çocukların faydalanabilme imkanı olup olmadığını sordum. Tek bir bilgisayar olduğunu onu da öğretmenlerin kullandığını ama yine de öyle bir şey olursa değerlendirebileceklerini söyledi.
Nihayet gecikmişte olsa bir görevi, bir sorumluluğu yerine getirdim. Kitapları bugün kargoya verdim. 3 gün sonra ellerinde olurmuş.